23 Ağustos 2015 Pazar

Bir yıl daha..



Yağmur hala devam ediyor. Sırtımda babamın aynen onun gibi kokan hırkası var. Yine bir hesap kitap işi aklımda. Ne almış, ne vermiş hayat bu yıl? Şimdilerde yaz bitiyor. Üzüldüğüm söylenemez.. Yalnızlığa göre değil yazlar. Yazların hoyrat aydınlığında, yalnızlık ikiyle çarpılıyor. Bu seferde kendisini çok sevdiremeden bitiyor işte yaz. Bu sene de hatırladıkça, hem hüzünlenebileceğim, hem de gülümseyebileceğim çok anı biriktirdim. Sıkıldıklarımı  yine toparlayıp toparlayıp attım. Hatalar yaptım. Kendimce doğrular çıkarttım onlardan. Kendimle kavgalar ettim. Bazen birilerine somurttum. Gider yaptığım oldu. Sinirlenip, öfkeyle kalkıp, zararla oturduğum. 'Yok kesin nefret ediyorum' deyip, yeniden sevmeye çalıştıklarım. Bir daha önüme çıkamayacak kadar arkamda bıraktıklarım..  Geceleri ayı, yıldızları seyrettim uzun uzun. Her sesi dinledim sessizliğimde. Bir çiçeğe saatlerce baktım. Uçurduğum balonları, dilek fenerlerini izledim uzaklaşırken. Geri getiremeyeceğim bir çok şeyin gitmesine, yine izin verdim. Bazen küstüm, ona, buna, olan bitene, kadere, kendime, instagrama, facebooka, bloğuma.. Öpeyim barışalım istedim sonra. Hepsiyle, herkesle.. Affettim.. Hem onları, hem kendimi. Havasını kokladım bazı anların. Elimdeki kitabı karnıma bırakarak, açık pencereden içeri giren rüzgarın, perdeleri havalandırmasını izledim. Aynanın karşısına geçip, kendime baktım uzun uzun. Güneşin açtığı saç rengimi bile sevdim bronzluğun üstünde. Balığı çok sevmesemde yine yedim bu sene ama daha önemlisi onların dünyasına dahil oldum kısa bir süre. Hiç tuz kokan omuzlarımın kokusunda uyuyamadım ama bazı gecelerde huzuru kokladım. Yine çoook hayal kurdum. Büyüdüm, büyüdüm.. Aşka inandım.. Gülümsedim, sessizce ağladım içimde parçalanırken bir şeyler. Kahkahalar attım gözyaşlarına inat. Hıçkırıklara boğuldum bazen bir sokak  köşesinde, kimseyi umursamadan. Bazen birilerinin omzunda ya da yorgan altlarında. Bir küçük melekle tanıştım. Teyzesinin candan ötesiyle oyunlar oynadım. Hatta bu dünyada, size her şeyi unutturan tek anın, bir çocukla oynadığınız an olduğunun farkına vardım. Birilerini daha çok  önemsedim. Kendinden daha çok sevmenin ne demek olduğunu, galiba en iyi şu zamanlarda anladım. Ama yine en çok kendini sevmen gerektiğini öğrendim. Her saniye, ailemsiz bu hayatın tadının çıkmayacağını bilerek yaşadım. Bazı aldanışlarıma inanamadım ve benim inandıklarıma inanmadıklarını gördüm değer verdiğim insanların. Onlar inanmadığında gerçekleşmesinin de zor olduğunu farkettim ama imkansız demek değildi zor. Bıcı bıcı diye bir tatlı denedim, bayıldım. Sporu biraz boşladım. Kendime  yine gizlediğim yeni koleksiyonlar yaptım. Yeni yemek tarifleri buldum. Yazdım, arada çizdim. Yine az izledim ama çok okudum. Bazı gereksiz engellere, içimden saydırdım. Ben her engeli aşabileceğime inansamda, çoğu zaman inandıramadım. Kahveyle aramı biraz düzelttim. Yürüdüm, dünyayı yürüdüm. Yeni insanlarla tanıştım kabuktan çıkmayı başardığımda. Bir şeyleri anlayıp, anlatamadığımda gıcık oldum. Yanlış anlaşıldığımda ise, aslında insanların her şeyi işlerine geldiği gibi anlamak istediklerini  farkedip, kendimi yine susturdum. 'Asla ama asla yapmam' dediğim bazı şeyleri yaptım. Yinede pişman olmanın gereksizliğini kavradım. Yanıldığını kabul edebilirsin ama pişmanlık sadece sana zarar verir. Güvendim, sabrettim, direndim.. Şimdiye kadar farkedemediklerimi farkettim. Beraber öğrenmenin ne kadar keyif verdiğini, ruhumun ve bedenimin nelerden noksan kaldığını gördüm, ve yeni de olsa farkettim ki, hayatta bazı şeyleri Tanrı sadece size özel kılabilir..  Mühim olan onu bulduğumuzda farkına varıp kaybetmemek. Benim hiç bir deneyimimde işe yaramayacak, tamamen gereksiz olan şeyleri zihnime doldurmayı reddettim yine ve kültür ile ahlakın, insanın öğrendiği şeyler olmadığını, insanın ta kendisi olduğunu anladım. Başkalarının görecelerinin hiç bir önemi yoktur bu konuda. Sen kendine ahlaklısındır ve kendine kültürlü. Dürüstlüğün ve dobralığın, birilerinden korkmamak değil, birilerini kırmak adına bile olsa patavatsızca söylenen sözler değil, kendine yalan söylememek olduğuna emin oldum. İnandığımda her şeyi başarabileceğimi ama inanmaktan ziyade, mutlu olacağım başarıları elde etmemin, beni basit yapsada, basit olmaktan korkmamam gerektiğinin, aksine bunun beni huzurlu edebileceğinin farkına vardım. Egonun insanlara neler kaybettirdiğine şahit oldum. 'Birilerini küçük görmenin' aslında insanın, 'kendisinin yerini beğenmemesi' olduğunu anlamayan insanlar adına üzüldüm. Evren işleyişine, metafiziğe, eski inançlara merak sardım. Sadece tanışıp geçtiğin insanların bile sen unutmayınca seni unutamayacaklarını kavradım. Çiçekleri daha bir çok sevdim. Bol bol şarkı söyledim. Kendimde beğenmediğim ama değiştirmemin mümkün olduğu yanlarımı, değiştirebildiğim kadar değiştirdim. Değiştiremediklerimi öylece sevmem gerektiğini öğrendim. Bedenimi çok az gezdirdim ama ruhumu her fırsatta doyurmaya çalıştım. Bir hayvanım olsun istedim ama insanları sevmediğimden ya da yalnızlığı paylaşmak, bir şeye sahip olmak veya ona bir iyilik yapmış olmak için değil. Yine sevmek, sadece sevmek için. Onu çok sevdim ve her sevdiğim gibi kaybettim.. Leyleklere el salladım. İçimdeki huzuru ona buna bulaştırmak için elimden geleni yaptım. Kolaylaştırdım, kolaylaştırdım. Kimseye hayatı zorlaştırmadım. Kimisine inanıp, kimisine inanmış gibi yaptım. Kaybetme korkusunun değil, kaybetmenin kazandırdığını anladım. Yanlış olsada, doğru bildiğimi yapmaya çalışıp, bazen iyi şeyler deneyimlemiş olsamda, bazen yanıldım ve hatalardan çıkartmam gerekenler listesini uzattım. Bazı anlar çok ama çok mutlu oldum. Birilerini sevindirdim, birilerini üzdüm.. Üzdüğüme üzüldüm. Çoğu zaman farkettim ki, korktuğumda sinirlendim, sinirlendiğimde içimdeki o korkak ve asabi kızla deli gibi kavga ettim. Hep şüpheci olup, bazen çok konuşmasına kızdım. Yerden yere attık birbirimizi, yaraladık, kanattık ve sonra sarılıp barıştık. Bazı gerçekliklere hayran kaldım. Kendimi yolculuğa çıkarttığım bazı hayatlarda, kendime yer buldum. Bazılarında misafir oldum. O zararsız deliliği inatla karıştırıp, çok inatlaştım. İnat uğruna mutsuz olup, mutsuz ettim. Her şeyin bir sebebi var, akışına bırakmanın doğruluğunu ama kader deyip vazgeçmenin yanlışlığını kavradım. Gün doğmadan önceki karanlıkların acısını, doğan günün unutturacağına ve iyiliğin kötülüğü er ya da geç yeneceğine bir kez daha inandım.  Kendimi kaybedip, kaybedip tekrar bulduğumda, bazı insanların artık kendilerini asla bulamayacakları için, asla da gerçekten mutlu olamayacaklarına bir kez daha üzüldüm. İçimdeki çocuğu olgun olmak adına öldürürsem, her düştüğümde 'acımadıkiiiii' diyecek gücü bulamayacağımı kavrayıp, ona daha bir sıkı sarılmayı öğrendim. Ayrıca yapılan iyiliklerin hiç bir zaman yapılan kötülükleri örtmeyeceğinide. İyiyim de, iyi şeyler yaptım de ama sana inanmayan ve asıl inanması gereken kişi sen olduğun sürece, vicdanını ne yaparsan susturamazsın ve onu kandıramazsın. Kendini nerede unutursan unut, nasıl kaybedersen kaybet, her vicdansızlığında, vicdanın senden doğru zamanda hesap soracak ve sırf korktuğun ya da karşındakini düşündüğün için bile olsa, bir şey hakkında söylediğin yalanı, sonradan doğruluğu ile değiştirsende, durumu düzeltmenin çok zor olacağını deneyimleyip, küçük büyük yalanın her türlüsünün zarar verdiğini, yerini güven ile değiştirdiğini çok ama çok iyi anladım. Gereksiz konuşmanın hiç bir işe yaramayacağını bildiğim gibi, çok susmanın da kaybettirebileceğini gördüm. Bazen öyle zamanlar oldu ki, sessizlik her şeyi çözer diye kapıyı üzerime kilitleyip, çıt çıkmayan yerlerde fazlaca kaldım. Bazende 'off sustumda ne oldu? Dur konuşayım öyleyse' deyip ipin ucunu kaçırdım. İnsanları tanıdıkça, kendimi de tanıdım ve söz verip o sözü tutmayan, çok sevdiğinden, eşinden, çocuğundan ya da ailesinden birisinden özellikle bir başkası uğruna kolayca vazgeçebilen insanların, güçlü oldukları için değil, aksine güçsüz ve korkak oldukları için vazgeçtiklerini öğrendim. Bende kimsenin eli ayağı gibi organik bir parçası olmak istemedim hiç bir zaman. İnsanlar bensiz olamaz olmasınlar diye ne çok şey sakladım onlardan. Cesaretlerimi, ilklerimi, fedakarlıklarımı tıkıştırdım bir yerlere, karşılık beklemediğim için iyiliklerimi sakladım. Almasınlar, yorulmasınlar diye sorumluluklarını attım çöplere. Biliyordum, hakettiğinden fazla verdiğin değer herzaman kendinden eksiltir. Kaybedersin ama yinede vererek kaybetmeyi göze aldım. Kimseye öyle tutkulu bir bağımlılık yaşatmak istemedim hiç. İstedikleri zaman uçabilecekleri, sade sakin bir bağlılık olsun diye sustum. Bağımsız, ipek kanatlı bir bağlılık.. Yanlış düşündüklerini bildiğimde bile sustum. Biliyorum, gidebildiklerini görmek, kendilerini güvende hissettirdi her zaman. Korkularını bastırdı. En iyi olduğu, en sevdiği, en çok başardığı anlarda bırakabildiğini görmek, daha çok güven verdi hatta. Bunu bazen bende yaptım ama asıl gücün gidebilmek değil, kalıp savaşabilmek olduğunu öğrendim. Birisine yaslanırsınız. O gittiğinde düşersiniz.. Kim düşüp canı acısın ister ki? Giderler. Gidersin.. Hayat bu güvensizlik üzerine nasıl kurulur demeyin. Kuruluyor işte. Daha mı sağlam? Daha mı çürük? Yanyana yürürsek sağlam ama sırtımıza çıkmaya çalışırsak çürük.. ve her zaman daha güzeli, daha iyisi vardır. Yetinip, kıymet bilip, gerçekten doymayı öğrendiğimizde mutlu oluyoruz ya, o mutluluk da korkutuyor işte. Ama kıymet bilmeyenin bir gün kıymetsiz kalacağı aşikar.
Aşka inandım dedim ya birde. Odamda yalnızdım, biri gelip beni çocukluğa götürecekti biliyordum. Çok uzaklara gidelim mi dedik hatta. Deliliklere yürüyelim mi el ele? Çok farklı değildi başkalarından ama ben biliyordum o olacaktı. Başka birisi değil. Zaman, mekan, mevhum önemli değil. Taktikler işlemediği andır o. Sana doğru, belki ona yanlış.
Birisini sevmek her şeyi değiştirir. Her bakış, her dokunuş onun istediği gibi biri yapar seni.. Biz gülmenin bildik anlamlarını taşımayan yerlere gidecektik ama ben yine mutlu edemedim gittiğim yerleri. Düşünemedim hesap kitap işlerini.
Halbuki onu gördüğümde Tanrı 'yazgın değişti' diye fısıldamıştı. Duyduğuma yemin edebilirim. Aslında o da korkuyordu. Bakışlarında hep korkuyla karışmış bir umutsuzluk vardı. Meydan okumasıyla gizlemeye çalışırken gördüğüm. Çoktan olmaması gereken insan olmuştu biliyordum ama yinede kaçmadım. Israrla o tanıdığım yabancıya baktım. Öyle tanıdıktı ki kaybettikleri ve kaybettirdikleri. Ona sıkı sıkı sarılma kararı aldım.
Tutku bedenden kaynaklanır, aşk ise bilinçten. Aşk bir aitlik olgusu değildir. Aşka sahip ya da ait olamazsınız. Onu avucunuza alabilirsiniz ama sıkıştıramazsınız. Ayrıca gerçek aşk, talep nedir bilmez. Yalnızca vermenin keyfini bilir ve ne yaparsanız yapın aslında onu hayal kırıklığına uğratamazsınız, çünkü zaten beklentisi yoktur. Öğrendim..Öğrendim.. Aynı zamanda fikirlerimin, ne kadar keskin olurlarsa olsunlar, her zaman değişebileceklerinin bilincine vardım. Ve yine bu sene büyümem için o kadar acıdı ki yüreğim, hayattaki en küçük şeylerden bile çok büyük zevkler çıkartabileceğimi kavradım.
Kendine ve başkalarına zarar vermemek adına, öfkelendiğinde bir dur, sakinleş ve nedenini düşün. Birileriyle, özellikle değer verdiklerinle aynı fikirde olmak zorunda olmadığının farkına var. Kötülükleri bırak, Tanrı ilgilensin. Sen kaybetsen bile SEV SEV SEV ve sevgi konusunda her zaman yapabileceğinin en iyisini ve en samimisini yap. Fazlası olmak zorunda değil.
Ben yine kaybettim, kaybettim ve biliyorum ki kaybettiğim kadar kazandım. Bu sene de kışı bitirdim, yazı geçtim, bir yaşı daha devirdim ve sonbaharın bana kazandıracaklarını beklemeye başladım. Bir yağmurun bıraktığı toprak kokusu var şimdi burda ve birde babamın hırkasının ve onun kokusu burnumda..
Bir matkapla göğsümün ortasına açılmış bir pencere var şimdi ve ben kendi yaramdan bakıyorum yine dünyaya. Diğerleri için ortalama bir zekaya sahipmiş gibi davranıyorum. Dışardakilerin bu acıyı anlamalarını beklemiyorum.. ama geriye kalan, sahip olduğum her şeyi taktir etmeme yetecek kadar kaybım var neyseki.. Rüyalarımı ustalıkla kırıp mutlu oldular hep. Bazılarının iyilik diye gösterip sundukları pırıltılı parçalar, benim ellerime batıyor. Her defasında içimde kopan bir çığlıkla, çok daha fazla susuyorum ve görüyorum, öyle çok kan kaybetmişim ki, artık başkasına yardımedebilecek gücüm yok gibi. Yinede acımın en derin yerinde sığındığım var.. Ne olursun benim onlardan birisi gibi olmama izin verme.. Beni düşünebilenlerden eyle.. Kırmayayım. Seni sevmek vechini sevmektir  ve vechin yarattıklarındadır. Özellikle bize yüreğinde yer verenlerden sorumluyuz.. Kusurları varlığından önemli olmasın kimsenin.. Yokluklarıyla sınama Tanrım..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder